Su Armatürlerinde Sağlık ve Hijyen Uygulamaları

Umumi yerlerden bürolara, fabrikalardan evlere kadar hemen hemen insanın var olduğu her ortamda kullanılan su armatürlerinin bizlere su temin ettiği ve bu yolla temizlik , sağlık ve hijyene ulaşmamızı sağladığına inanılır. Son bir kaç on yılda teknolojinin ve dolayısı ile analiz imkanlarının da gelişmesi sonucu su armatürleri ve onun kullanımı ve sağlık üzerine etkileri ile ilgili bazı detaylar da ortaya çıkmaya başlamış ve bunlarla ilgili olarak bazı ülkelerde yeni standartlar veya yönetmelikler hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur. Su, çıktığı kaynaktan ( baraj veya yeraltı suyu )kullanma alanlarımıza gelene kadar, iletim hatları boyumca temas ettiği tüm bileşenlerden ( pompa, boru, vana, vb ) çeşitli kirleticiler almakla beraber bizim yazımızın konusu sadece su armatüründen kaynaklanan kirletici faktörler olacaktır.

Özellikle 2000 li yılların başlarında Çin üretimi su armatürlerinin batı ülkeleri (AB ve ABD ) piyasalarına çok ucuz fiyatlarla giriş yapması piyasalarda bir anda şok etkisi yarattı. Uzak doğudan gelen bu ürünler çok ucuzdu ve fiyatı dolayısı ile bir anda piyasalarda kabul gördü. Ancak kısa bir zaman içerisinde ucuzluğun görünür sebepleri ortaya çıkmaya başladı. Ürünler kısa sürede bozuluyor ve gerek estetik ve gerekse de fonksiyonel özelliklerini kaybediyordu.

Evet ürünler ucuzdu çünkü sadece işgücü maliyeti düşürülerek değil ama ikinci üçüncü kalite hammaddeler de kullanılmıştı ürünleri ucuzlatmak için. Bu durum tabii olarak AB, ABD ve Türkiye piyasalarında haksız rekabete yol açtı zira ülkelerin kendi firmaları uzak doğudan gelen bu ucuz ürünlerle rekabet etmekte zorlanıyorlardı.

Ortaya çıkan bu yeni durum STK lar ve hükümetler bazında bazı girişimlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Hem sağlığa uygun olmayan ürünlerin ülkelerine girişini ve tüketiciler tarafından kullanılmasını engellemek ve hem de ülke sanayilerinin haksız rekabete karşı korunması gayesiyle AB ve ABD de çeşitli yönetmelik , standart veya kanunların düzenlenerek yürürlüğe konulmasının bu dönemde, yani 2000 li yılların başlarında yoğunlaştığını görmekteyiz.

Öncelikle armatürü oluşturan malzemelere ve parçalara kısaca bir göz atıp bu malzemelerden ve parçalardan ne gibi zararlı etkenler doğabileceğini görelim:

Pirinç malzeme : Gövde, somun, nipel, boru çıkış ucu, vb parçaların üretiminde kullanılır. Esas itibarıyla bir bakır-çinko alaşımıdır. Üretim metoduna bağlı olarak %56-64 oranında Cu; %34-42 oranında Zn ihtiva eder. Ayrıca içerisinde, üretim metoduna bağlı olarak %3,5 a kadar Pb ihtiva edebilir. Su ile temas oluşturması durumunda, çeşitli faktörlere bağlı olarak su içerisine Zn ve Pb salınımı yapabilir.

Kaynak /lehim alaşımı : Su armatürünün çeşitli pirinç parçalarını birbirine birleştirmek için kullanılan değişik kompozisyonlardaki alaşımlardır. Özellikle kadmiyum (Cd) ve kurşun(Pb) gibi ağır metaller ihtiva edebilir ve bu ağır metaller su ile temas halinde çözünerek suya geçebilir.

Plastik malzeme : Genellikle iç gövde veya iç nipel olarak kullanılır. Veya açma kapama mekanizmasını oluşturan parçalar çeşitli plastik malzemelerden üretilir. Kullanılan plastiğin çeşidine göre ve enjeksiyon esnasında kullanılan kalıp ayırıcı kimyasallar sebebi ile su ile temas sonucu çeşitli organik ve inorganik malzemelerin salınmasına sebep olabilir.

Kauçuk malzeme : Çeşitli bağlantı ve birleşme noktalarında sızdırmazlık sağlamak maksadı ile kullanılır. Kullanılan kauçuğun çeşidine göre ve kalıplama esnasında kullanılan kalıp ayırıcı kimyasallar sebebi ile su ile temas sonucu çeşitli organik ve inorganik malzemelerin salınmasına sebep olabilir.

Gres yağı : Açma kapama mekanizmalarında veya hareket eden kauçuk parçalar üzerinde hareketi kolaylaştırmak maksadıyla kullanılır. Su ile temas sonucu çeşitli organik ve inorganik malzemelerin salınmasına sebep olabilir.

Yüzey kaplama : Metalik veya organik kaplama şeklinde olabilir. Armatürü oluşturan parçaların dış yüzeylerine dekoratif bir görüntü vermek maksadıyla uygulanır. Kaplamanın iç yüzeylere de nüfuz etmesi ve bu kaplanmış iç yüzeylerin su ile teması sonucu su içerisine metalik ve organik malzemelerin salınmasına sebep olabilir.

Bu konudaki ilk uygulamaları ABD de görmekteyiz. 1960 lı yıllarda yayınlanan ve içme suyunun sağlıklı olmasına yönelik NSF 61 standardı bu alanın öncülerinden kabul edilebilir. Özellikle 1997-2006 yılları arasında , yukarıda kısaca belirttiğimiz uzak doğu ürünleri salgınına karşılık hem ABD ve hem de çeşitli AB ülkelerinde kamu sağlığını korumak maksadıyla çeşitli ulusal ve uluslarası kanun, yönetmelik veya standartlar yürürlüğe sokulmuştur.

Bu gün su armatürlerinin uluslararası ticareti esnasında yaygın olarak sorgulanan ve hatta bazı ülkelerde zorunlu olarak uygulanan standart veya yönetmeliklerden bazıları şunlardır :

  • NSF 61............................ABD
  • ACS.................................Fransa
  • WRAS.............................İngiltere
  • KTW...............................Almanya
  • DWD (98/83/EC)...........Tüm AB ülkeleri (Drinking Water Directive)
  • NKB................................İskandinav ülkeleri(Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya)
  • DZR testi........................İskandinav ülkeleri, Japonya, Avustralya ,Kanada

Bunlardan NSF, ACS, WRAS ve KTW içerik olarak birbirlerine oldukça yakındırlar. Esasen bu standart/yönetmelikler, DSÖ(Dünya Sağlık Örgütü) nün de içme suyu kalitesi ile ilgili yayınladığı şartnameler ile benzerlik ihtiva etmekle beraber limit değerler ve test yöntemleri açısından bazı farklılıklar içermektedirler. Buna göre içme suyunun kalitesi üç ana faktör altında incelenir :

  • -Fiziksel şartlar
  • -Kimyasal şartlar
  • -Biyolojik şartlar

İçme suyunun Fiziksel şartlar :

  • -Renk
  • -Koku
  • -Bulanıklık
  • -Tad ve iletkenliği

ile ilgili gerek DSÖ nün şartnamelerinin ve gerekse de belirtilen ulusal standartların belirlediği limit değerler mevcuttur.

İçme suyunun Kimysal şartlar :

  • -PH derecesi
  • -Sertlik derecesi
  • -İçerdiği ağır metaller
  • -İçerdiği sülfat bileşikleri
  • -İçerdiği nitrat bileşikleri
  • -Pestisitler (ilaç kalıntıları)
  • -Muhtelif kimyasallar ( plastik, kauçuk ve gres ile bulaşan)

gibi özellikleri hem DSÖ ve hem de belirtilen standartlarda sıkı limitlere tabi tutulmuşlardır. Bunlardan özellikle ağır metaller ki kurşun(Pb), civa (Hg), nikel (Ni), arsenik (As), kadmiyum(Cd), bakır (Cu), krom(Cr), antimuan (Sb) önde gelen zararlı bileşenler olarak ortaya çıkmaktadır. Burada ismi belirtilen ağır metaller ya pirinç alaşımın kendisinden, ya parçaları birleştirmekte kullanılan kaynak veya lehim alaşımlarından, ya da uygulanan kaplama proseslerinden kaynaklanabilmektedir.

Yine benzer şekilde su armatürünün üretim süreçleri veya içerisindeki plastik ve kauçuk parçalardan kaynaklanan nitratlar (NO₃), nitritler (NO₂), sülfatlar (SO₄), amonyum (NH₄) ve klorür (Cl₂) bileşenleri önde gelen yasaklı bileşenler arasındadır. Son 30-40 yıl içerisinde özellikle tarım ilacı kullanımının yaygınlaşması sonucu yerüstü ve yeraaltı sularında ilaç kalıntı (pestisit) oranları yükselmiş olup bu bileşenler de hemen hemen bütün şartnamelerde sınırlamalara tabi bileşenler arasına alınmıştır. Benzer şekilde çeşitli plastik ve kauçuk parçaların üretimi ve stoklanması esnasında kullanılan çeşitli kimyasallar da pestisitler arasında yer almakta ve su armatürünün testleri esnasında armatür parçalarından suya geçen pestisit miktarı inceleme altına alınmaktadır.

Yukarıda belirtilen tüm organik ve inorganik kirleticiler su armatürünün üretiminin çeşitli safhalarında ortaya çıkmakta ve gövde, boru, nipel, conta, kartuş, esnek hortum, vb parçalardan kaynaklanarak suya geçebilmektedirler. Bu standartlara göre yapılan testler esnasında su armatürünün iç yüzeyleri öncelikle belirli özellikte sular ile yıkanmakta , arkasından su armatürü, içerisindeki bileşen miktarları daha önceden belirlenmiş referans su ile doldurularak belirli test sürelerine tabi tutulmaktadırlar. Test süresi sonunda su armatürü içerisinden alınan su analiz edilerek yukarıda belirtilen element ve veya bileşiklerin varlığı ve miktarı araştırılır.

İçme suyunun sağlık üzerindeki zararlı etkilerinden bir diğeri de su armatürünü oluşturan pirinç parçalardan çözünerek suyun içerisine geçen çinko(Zn) tarafından oluşturulmaktadır. Çinkonun çözülmesi , yukarıda belirtilen olaylardan farklı bir süreç sonucu ortaya çıkmaktadır. Su sertliğinin fazla olması, suyun Ph derecesi veya su içerisindeki klor (Cl) miktarına bağlı olarak pirinç alaşımı oluşturan çinko (Zn) alaşımdan ayrılarak özellikle çinkoklorür (ZnCl₂ ) oluşturur ve su içerisine karışır. İskandinav ülkeleri, Avustralya, Kanada,vb ülkelerde çinkosuzlaşma direnci (DZR=dezinfication resistanse ) isimli parametre içme suyu kalitesini belirlemek amacıyla kullanılmakta ve bu yöntem ile su içerisindeki çinko (Zn) miktarına sınırlama getirilmektedir.

Yine İskandinav ülkelerinde kullanılan bir diğer standart da NKB (Nordic Committee for Building Regulations) isimli standartdır. Bu standart ile özellikle su armatürünün iç yüzeylerinde üretimin çeşitli süreçlerinde artık olarak kalan ağır metallerin (Cd, Ni,Pb) miktarları özel testler ile analiz edilerek belirli sınırları aşıp aşmadıkları kontrol edilir.

Bütün AB ülkelerinde geçerli olan İçme Suyu Direktifi(Drinking Water Directive) ise içme suyunun içerisindeki kirleticilerin sınır değerlerini belirlemekle beraber bu test ve analizlerin yapılma şekillerini diğer ulusal standartlar kadar detaylı tarif etmez.

Ülkemizde de içme suyu kalitesi ve hijyeni ile ilgili TS266 sayılı standart ve 2019 yılında yayınlanan "İçme Suyu Temin Edilen Suların Kalitesi ve Arıtılması Hakkında Yönetmelik" isimli yönetmelik mevcut olup uygulaması bir kaç özel laboratuvar tarafından yapılmaktadır.

Diğer Bloglar